Günümüzde özellikle dijitalleşmenin ve online ödeme sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bilişim sistemleri aracılığıyla işlenen suçlar da artış göstermektedir. Ancak bu artış, bazı mağduriyetleri de beraberinde getirmiştir. Özellikle başkasının işlediği dolandırıcılık eylemi neticesinde bir kişinin banka hesabına para aktarılması, çoğu zaman ilgili şahsın doğrudan “örgütlü nitelikli dolandırıcılık” suçlamasıyla yargılanmasına, hatta tutuklanmasına sebep olmaktadır.
Son yıllarda birçok kişi, yalnızca banka hesabına gelen paralar gerekçe gösterilerek ceza yargılamasının merkezine yerleştirilmiş; herhangi bir somut eylemi, iradesi, kastı veya bilgi düzeyi olmaksızın tutuklu yargılanmıştır. Bu durum hem masumiyet karinesinin zedelenmesine hem de hukuki güvenliğin temel prensiplerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu yazımızda, bir kişinin IBAN’ına para gelmesinin, neden tek başına nitelikli dolandırıcılık veya örgüt üyeliği suçunu oluşturmadığını, neden yine de bu tür suçlamalarla karşı karşıya kalındığını ve vatandaşların bu durumda nasıl hareket etmesi gerektiğini açıklayacağız.
Sadece IBAN’a Para Gelmesi Neden Suç Oluşturmaz?
Ceza hukuku açısından bir kişiye ceza verilebilmesi için şüpheden uzak, yeterli ve inandırıcı delillerle desteklenmiş kastın (suç işleme iradesinin) ispat edilmesi gerekir. Sırf bir kişinin banka hesabına para gönderilmiş olması, bu kişinin o suçu işlediği ya da suçun organizasyonuna bilerek ve isteyerek dahil olduğu anlamına gelmez. Zira:
• Birçok kişi sosyal medya üzerinden tanımadığı kişilerle IBAN paylaşmakta, borç alacak ilişkisi ya da freelance işler gibi çeşitli nedenlerle hesaplarına para gelmektedir.
• Kimi durumlarda kişiler, “komisyon karşılığı ödeme alma” gibi gerekçelerle kandırılmakta ve aslında dolandırıcılığın bir parçası olduklarını fark etmemektedir.
• Banka hesapları, kimi zaman başkaları tarafından çalınarak veya tehditle kullanılarak illegal işlemler için aracı haline getirilebilmektedir.
Bu ve benzeri durumlarda, kişinin banka hesabına para gelmesi yalnızca şüphe uyandırıcı bir veri olabilir; fakat bu veri, kişinin suçu işlediğini veya örgütle bağlantılı olduğunu ispatlamaya tek başına yetmez. Suçun manevi unsuru olan kastın varlığı, sadece hesaba para aktarılmasıyla ispatlanamaz.
Peki Neden Örgüt ve Nitelikli Dolandırıcılık Suçlamasıyla Karşılaşılıyor?
Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesi uyarınca bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenen dolandırıcılık suçu, “nitelikli dolandırıcılık” kapsamında değerlendirilir. Eğer bu eylem birden fazla kişi tarafından sistematik şekilde işleniyorsa veya bir organizasyon yapısı içerisindeyse, bu defa TCK m.220 kapsamında “örgüt suçu” gündeme gelir.
Ancak uygulamada, birçok savcılık ve mahkeme, yalnızca para trafiği üzerinden kişiler arasında bir bağlantı kurmakta ve bu kişileri “örgütün finansal ayağı” olarak yorumlayabilmektedir. Örneğin:
• Farklı illerdeki hesaplara benzer tarihlerde benzer miktarlarda para gönderilmişse,
• Hesap sahibi kişi, aynı dönemde başka şüphelilerle telefon irtibatı kurmuşsa (HTS kayıtları),
• Hesaptan alınan paranın çekim saatleri eş zamanlı veya organize görünüyorsa,
bu gibi yansal deliller, kişinin örgüte bilerek yardım ettiği veya suçun bir parçası olduğu yönünde değerlendirilebilmektedir. Oysa bu tür soyut bağlantılar, somut eylem ve irade ortaya konmadan kişiyi cezalandırmaya ya da tutuklamaya yetmemelidir.
Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, “herhangi bir suç örgütünün varlığı iddia edilse dahi, kişilerin bu örgütle bağlantısının somut delillerle ortaya konulması gerekir.” Bu bağlamda sadece hesaba para gelmesi ya da paranın çekilmiş olması, örgüt üyeliğini ya da suça iştirak iradesini ispatlamaz.
Sonuç: Haksız Tutuklamalar ve Hukuki Sorumluluk
Ne yazık ki birçok kişi, banka hesaplarına gelen paralar nedeniyle tutuklanmakta, aylar boyunca suçsuz olduklarını ispat etmeye çalışmaktadır. Bu süreçte işlerinden olmakta, sosyal çevreleri zarar görmekte, kamuoyunda “suçlu” olarak algılanmaktadırlar. Oysa hukuk devletinde esas olan kişinin suçluluğunun değil, suçsuzluğunun varsayılmasıdır.
Bilinmelidir ki, ceza soruşturmalarında kullanılan “kuvvetli suç şüphesi” kavramı bile, gerçekten suç işlediğine dair ciddi delillerin bulunmasını gerektirir. Hesaba gelen paranın gerekçesi, irade beyanı, karşı tarafla ilişki biçimi ve zamanlaması gibi unsurlar değerlendirilmeden, salt para transferi nedeniyle tutuklama kararı verilmesi, haksız tutuklama niteliği taşır.
Vatandaşlar Ne Yapmalı? Hesabınıza Para Gelirse Dikkat Edin!
Eğer banka hesabınıza açıklamasını bilmediğiniz bir para gelirse, bu durumu ciddiye alın. Aşağıdaki adımları mutlaka uygulayın:
1. Bankanızla derhal iletişime geçin ve para göndericisi hakkında bilgi talep edin.
2. Bu paranın size ait olmadığını düşünüyorsanız kesinlikle çekmeyin veya başka hesaba aktarmayın.
3. Durumu yazılı olarak tutanak altına alın ve e-posta ya da dilekçeyle bankanıza bildirin.
4. Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak gerekli beyanı verin; şüpheli bir durumun size ait olmadığını açıklayın.
5. En önemlisi, mutlaka bir ceza avukatına danışın. En masumane görünen eylemler, hukuki boyutta karmaşık sonuçlara yol açabilir.
Unutmayın:
Sadece banka hesabınıza para gelmesi, sizi suçlu yapmaz. Ancak bu durumu hafife almak da sizi ciddi bir ceza soruşturmasının içine çekebilir. Her koşulda profesyonel hukuki destek almanız, haklarınızı korumanız açısından yaşamsaldır.
